İşte benim adamım. Anthony Bourdain. Bir şeften öte gerçek bir macera severdi. Hızlı yaşamak kelimesinin içini doldurdu sanırım. İntiharının ardından geride bizlere güzel kitaplar ve birçok tv yayını bıraktı. No Reservations programını izlemenizi tavsiye ederim.

Kitaba dönecek olursak Bourdain aşçılık döneminde yaşadıklarını kaleme alıyor. Bourdain’in üniversite yıllarından mutfakla ilk tanışması gibi önemli detaylarla bu çılgın şefi yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz. Biliyorsunuz bizde en iyi aşçılar Bolu Mengenden çıkar. Aklınıza Bolulu aşçı deyince nasıl bir bir görüntü geliyor? Gençliğimizde televizyonda gördüğümüz Ümit Usta sayesinde benim aklımda babacan ve sempatik bir figür oluşmuştu. O zaman şef deyince garson anlıyorduk bile. İşte Bourdain tüm bu algıları yıkıyor. Karizmatik, yakışıklı ve tam bir içki sever. Emimim şu an aşçılık okuyan birçok gence ilham olmuştur.

Kitapta Bourdain Amerikan mutfağının görünmeyen yüzünü de anlatıyor. Ne zaman taze veya bayatlamaya başlayan ürünler servise sunulur gibi. Benim kitapta sevdiğim ise  Bourdain’in satır aralarında yakaladığım hayata dair yorumları oldu. Özellikle kitapta yeniden basım için yapılan sonradan eklediği yorumlarında kendisindeki değişimi görebiliyorsunuz. Bourdain geçmişi ile de kitapta samimice yüzleşiyor.

  • Bourdain büyük bir şef olma fırsatını kaçırmasına neden olarak neyi gösteriyor? Not olarak söyleyeyim bundan pek pişmanda değil.
  • Bourdain’e göre garsonlara kibar davranmak neden önemli?
  • Hangi müşterilere cehennemde özel yer ayrılmalı?

Kitap Linki

Yorum bırakın

Popüler